When you visit our website, if you give your consent, we will use cookies to allow us to collect data for aggregated statistics to improve our service and remember your choice for future visits. Cookie Policy & Privacy Policy
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.
Your cookies settings
Strictly cookie settingsAlways Active
ic_arrow_left
Story By PapatyaYazar
PapatyaYazar
876Followers
22.3KREAD
ABOUTquote
Hesaba kadar gelmişken takip ederseniz sevinirim.
Seri olan kitaplar birbirinden bağımsız okunabilir.
“Rahat dur yavrum…” dedi iğrenç sesiyle kulağımın içine fısıldayarak. Korkudan aklımı kaybetmek üzereydim, çırpınışlarım ve ağzımın içinde patlayarak dışarı çıkmayan çığlıklarım kurtulmam için yeterli değildi. “Canını hiç yakmayacağım..” diye eklediğinde tüm bedenimle elinde kaçmak için debeleniyordum, ama nafileydi. Karanlık gölge gibi arkamda duran adam bunu engelliyordu.
O adam evleneceğim Welat Şadiyan’ın eniştesi, ablasının kocasıydı. Aynı konakta hep birlikte yaşayacağımız eniştesi…
Ailemin bu Şadiyan aşiretine sıcak bakmasıyla başlamıştı her şey. Adam düzgün sayılabilirdi, kabul etmiştim. Ama ailesi hiç tekin insanlar değildi. Yanlış karar verdiğimi anlayabiliyordum. Evlenmek için evlenilmezdi. Yaşım geldi ve geçiyor diye düşünerek aldığım evlenme kararını, tecavüz edilmek üzereyken sorguluyordum.
“Sakin ol yavrum, acıtmayacağım canını... Sadece tadına bakacağım,” demesiyle midemin bulandığını hissettim.
“Korkma bekaretine zarar vermeyeceğim,” diye ekledi. Pis kahkahaları sağ kulağımın içerisinde tok yankılar bırakıyordu. Dilini kulağıma değdirmesiyle aklımı kaçıracak gibi oldum. Gözlerimi tiksinerek kapattım. İçten içe daha çok bağırmaya çalıştım, sesim hala elimde duran ağzından dolayı dışarıya yansımıyordu. Bedenimi büyük odanın içerisinde savurarak cam kenarına yakın olan masanın önüne getirmesiyle beni yüz üstü yapıştırdı. Ellerimi tutan elini çekerek gelinliğimin eteklerini yukarıya doğru sıyırmasıyla, içime kaçan çığlıklarım güçlü bir hal aldı.
“Çok güzelsin yavrum,” dediğinde boşta olan elimi açtığı bacaklarımda gezdirmesiyle sol ayağımı kullanarak geriye doğru kafasına tekme atmamla anlık afalladı. Ağzımda olan eli istemsizce açıldı.
“Yardım edin! Tecavüz edecekler!” dememle masanın diğer taraşına kaçtım. Büyük masanın orta yerinde duran şamdanı elime alarak büyük cama fırlatmamla birlikte tüm cam tuzla buz olarak aşağıya indi.
Kafamı dışarıya doğru uzatarak “İmdat! Yardım edin!” dediğimde sesimi duyurabilmek için götümü yırtıyordum. Bir ara sesim vücudumun tüm hücrelerinden dışarı taşarak çıktı.
Sesimin birilerine ulaşmama ihtimali artık imkansızdı. Üst katta bulunduğum düğün salonun odasından aşağıya şamdan uçmuştu. Tüm cam aşağıya inerek tuzla buz olmuştu. Tüm misafirlerin sesimi duyduğuna emindim. Lakin ne gelen vardı ne de giden! Bir Allah’ın kulu yukarı gelerek bana bakmıyordu.
Senelerce oğluna tek başına bakarak büyüten ve yirmi iki yaşına getiren Yeşim Hanım, hayatın mücadelesini tek başına vermiştir. Hamile kaldıktan sonra Orhan’ın bebeği aldırmasını istemesiyle Tatil Kasabasından kaçıp gider.
Yeşim’in mücadelesi yirmi iki sene kadar devam etmiştir. Orhan bir gün babalık yapmaya karar vererek, Yeşim Hanım’ın restorantına çıkıp gelir ve Arda’ya babası olduğunu söyler. Gerçeklerle yüzleşen Arda, geçirdiği şoku atlatarak onu istemediğini net biçimde belirtir.
Geçmişte yaşananlar onun tavrı gibi net değildir ve Orhan babalık yapma konusunda oldukça kararlıdır. Onun diretmesiyle büyük bir kaos ortamı oluşur ve baba oğul arasındaki savaş başlar.
Bu savaşın ortasında kalan Yeşim Hanım, duygu karmaşası içerisinde kalır. Geçmişte aşık olarak sevdiği adamı unutmuş olmasının ve bastırdığı duyguların, tekrardan gün yüzüne çıkmaya başladığını fark etmesiyle kendini bir adım geri çeker.
Orhan, hem oğlunu hem de Yeşim’i tekrar kazanmak ister. Çabalayarak onların gönlünü alabilmesi bir hayalden ötesi değildir. Koca bir hayalin peşinden giderken tüm soruların cevapları muammadır.
(Serinin bu kitabı Oyun Bitti serisinden bağımsızdır, Yan Kitaptır. Sadece bu kitabı rahatlıkla okuyabilirsiniz.)
Başını onaylarca salladığında, bir iki adım Cansu'dan uzaklaştı. Mutluluktan bağırarak gökyüzüne baktı. "Bu kent şahidim olsun, bu kadına deliler gibi aşığım."
Cansuyu kucaklayarak, yağmurun altında döndürdü. "Hayır." dedi gülmekten konuşamaz vaziyette. "Bir yerine zarar gelecek."
"Gelecekse senden gelsin papatya. Ben senden gelen her şeye razıyım."
"İndir lütfen."
Döndürürken başı sanki hiç dönmüyordu. "Bir cevap almadan olmaz."
"Ne cevabı?" dedi korkuyla çığlık atarak düşeceklerdi.
"Evlen benimle, gerçekten evlen benimle. Benimle evlenir misin? Sonsuza kadar mutlu yada mutsuz yaşamak için... Beraber yaşlanalım istiyorum, çünkü senin yanından başka bir yer hayal edemiyorum."
"Seni sattım!" dedi hiddetle gözlerimin içine bakarak. "Ezik teyzene yıllarca baktığım yetmedi! Bir de seni besledim! Artık on yedi yaşındasın! Bu evden siktir olup gideceksin! Yeter sizden çektiklerim ulan!"
Hüngür hüngür ağlıyordum.
"Yapma abi! Nereye giderim! Ne olursun yapma.... Benim anam babam yok. Kimsem yok teyzemden başka..."
"Artık teyzende yok! Yeter sana bakıp beslediğimiz! İflahımı kuruttunuz lan!"
Teyzem bir köşeye sinmiş, ellerini dizlerine bağlayarak korkuyla kocasının zalimliğine bakıyordu. Gıkı dahi çıkmıyor, hiçbir şey söyleyemiyordu.
"Abi... Daha on sekiz yaşımda bile değilim..." dediğimde eniştem hiddetlendi. Suratımın ortasına okkalı tokadı koymasıyla neye uğradığımı şaşırdım.
"Ağlamayacaksın. Artık kadın olacaksın! Seni verdiğim adamla evleneceksin! Yağlı kapı kızım! Bir elin yağda bir elin balda olur..." dediğinde hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. "Sende teyzende öyle nankörsünüz ki kıymetimi hiç bilmediniz... Ah...Ah..." dedi eniştem elini keyifle havada sallayarak. "Sen olacaktım var ya... Koşa koşa giderdim kızım. Şansım olsaydı karı olurdum..." dedi.
"Ölürümde evlenmem!" dediğim hıçkırıklarım arasında. Eniştemin gözleri yumurta gibi pörtledi. Öfkeden hışımla uzun saçlarıma yapıştı. Beni sürüye sürüye köy evinin salonundan kaldığım odaya sürükledi. İçeri ittirerek attı. Kapıyı kapatarak kilitledi.
"Çıkar beni! Ölürümde evlenmem! Abi! Ara vazgeçtiğini söyle! Nolursun..." dediğinde köy kapısını avuçlarımla yumrukluyordum.
"Bu orospuyu gelin diye konağa getirmeye utanmadın mı? Şanlı aşiretimize sürülecek lekeyi umursamaz mısın?" Dedi hırsla nefes nefese. "Kendini düşünmüyorsun da, bizi de mi düşünmüyorsun? Konağıma bu şırfıntıyı sokmam!" dedi Zergül Ana hiddetle bağırarak. Tüm konak yakarışıyla avaz avaz inliyordu.
“Ana!” diyen Serdal Ağa, görenlerin korkuyla donup kaldığı öfkeli bakışlarıyla Zergül Hanım’ın gözlerinin içine bakıyordu.
Sesi tüm konaktakilerin avluya çıkmasına yetti.
"Lilan bu konağın hanımı olacak! Senin de gelinin olacak! Bu saatten sonra laflarına dikkat edeceksin! Herkes dikkat edecek!"
Zergül Hanım oğlunun hiddetinden korkarak sustu. Oğluna cevap veremeyince karşısında utanmadan dikilen Lilan’ın uzun saçlarına asılıp zavallı kızı avlu kapısına dek sürükledi.
Lilan'ın acı çığlıkları konağın ortasında yankılanıyordu. Ne kızın feryadı yumuşatmıştı zalim kadının yüreğini, ne oğlunun söylediği sözler…
Serdal Ağa hiddetle belindeki silahını aldı. Annesine sıkamadığı kurşunu havaya ateş etti.
Zergül Hanım korkuyla kızı bıraktığında Serdal Ağa haykırarak konuştu" “Beğensen de beğenmesen de Lilan benim karım olacak! Evlen deyip duruyordun, al sana gelin! Gördüğün, göreceğin tek gelin!”
"Serdal sen beni kahrımdan öldürecen mi? İnsanların yüzüne nasıl bakarız Orospuluğunu cümle alem biliyor! Adımızı mı çıkartacaksın?" Dedi oğluna bağırarak.
Zergül Hanım sinirden kıza okkalı bir tokat attı. “Defol git evimden!” diye kükrerken oğlunu yine yok saymıştı. “Hangi yüzle aşiretimize katılacaksın? Buna nasıl cesaret edersin?"
+18 şiddet, gerilim, cinsellik içermektedir.
"Yarın karım olacaksın.”
Kız, ayağa kalkarak karşısında duran dağ ayısına çemkirdi. "Ne saçmalıyorsun sen? Ne karısı? Akıl hastası mısın?”
“Senin karşında kocan var. Bu fikre şimdiden alışsan iyi olur.” Dedi ve biraz duraksayarak zevkle yutkundu. Dudak kenarlarına alaylı tebessümü yayılmıştı.
“Yarın o memur geldiğinde böyle devam edersen, canını yakarım."
Elis sinirli bir kahkaha attı. “Evlenmek mi? Ölürüm de o deftere imza atmam. Nerde yaşıyorsun sen? Memur anlamayacak mı seni istemediğimi? Bunun sonu yok, mantıklı ol biraz. İnsanlar çoktan peşime düşmüştür. Şikayetçi de olmayacağım. Vazgeç bu işten…”
Dudak kenarlarında oluşan tebessüm çizgileri intikam duygusunun harlanmasıyla derinleşti. “Yarın o imzayı atmazsan olacakları sen düşün.”
“Aylık beş yüz bin,” dediğinde Kantar’ın gözleri yerinden çıkacak gibi oldu ve birden kahkaha atmaya başladı.
“Beş yüz bin ne kadar büyük bir para haberin var mı senin?” dedi kaşlarını çatarak.
“Evet haberim var. O kadar para vermek istemiyorsan tüm gün çalışma işinden vaz geçebilirsin,” dedi.
Kız inatçının tekiydi. Kantar kıza baktıkça sinirleniyordu. Gözlerini kısarak serine baktı. Uzun süre baştan aşağı süzdü. Genç kadın oldukça güzel, alımlıydı. Kumral uzun saçları vardı. Beyaz tenliydi.
Hafifçe Yutkunurken gözlerini kıstı.
“Bir teklifim daha var.”
“Dinliyorum,” dedi Serin.
Kantar oturduğu deri çalışma koltuğuna keyifle yayılırken alaycı ve üstten bakan gözlerini kadına dikti.
“Haftada bir kere benimle birlikte olursan fiyatı bir milyona çıkartırız,” dediğinde tavırları oldukça dalgıcıydı ama gözlerinin içindeki ateş parıltısı o kadar netti. Söylediklerinde ciddiydi.
SON ASKER
Devlet adına önemli görevlerde yer alan kıdemli asker keskin nişancı Alpay AKTAY, yüzlerce metre ilerisinde bulunan iğne deliğine bile ateş edebilecek kapasitededir. TSK’da gittiği görevleri başarıyla yerine getiren ve silah arkadaşlarının canını defalarca kurtarmış vatansever bir askerdir. İşinde çok disiplinli, profesyoneldir.
Silah arkadaşlarının arasında kod adı Timsah’tır. Silahların yanı sıra tüm alanlarda üstün başarı sağladığı için ve korkusuz olduğu için ona bu lakabı uygun görmüşlerdir.
Tugay, Güneydoğu Hakkâri bölgesinde çocukken yaşamış, oranın vatansever has ailelerinden olan asker çocuğudur. Babası Hakan AKTAY TSK'nın kıymetli askerlerindendir. Yıllarca ülkesine en şerefli biçimde hizmet etmiştir.
Bir kış gecesinde ailece otururken köye teröristler saldırır. Her yeri yağmalar ve ateşe verirler. Anne, babasının gözleri önünde silahla taranmasının ardından teyzesi yıllarca onu ve kız kardeşini bakıp büyütür.
Alpay, küçük yaşta babası gibi çok iyi bir asker olmayı kendine görev bilir. Özel İstihbaratta çalışan ve onu bir baba şefkatiyle büyütüp sahip çıkan Yiğit Müdür'ün nefesini daima sırtında hissetmiştir.
Şırnak'ta zorlu bir görevin ortasındayken müdürünün kendisini aramasıyla hızla görev yeri değiştirilir ve çok önemli bir görev için Diyarbakır'a tayini çıkartılır.
Hem istihbaratla hem siyasilerle ve pek çok devlet adamlarıyla iş birliği içinde olan Turgay SAYGIN, devleti adına üst görevlerde bulunan bir binbaşıdır.
Ülkesinin refahı için sakladığı sırlar başına çok belalar açar, düşmanlar tarafından hedef tahtası haline gelir. Kızı Palmira düşmanları tarafından kaçırılmış ve kendisinden üç aydır haber alınamamıştır. Bunun üzerine Yiğit Müdür, oğlu gibi gördüğü Alpay’ın tayinini Diyarbakır’a binbaşının kızını kurtarması için verir.
"Seni aptal! Bir dakika bile rahat duramıyorsun değil mi?"
Furkan sırılsıklam olmuş tişörtüne bakarken başını havaya kaldırarak Cansu'nun mavi gözlerine baktı. Gözlerindeki öfke ona her şeyi yaptırabilirdi fakat bu sefer o da çok öfkelenmişti. "Seni var ya." dedi Furkan öfkeyle doğrulurken.
"Seni var ya ne?" dedi Cansu öfkeyle sesini yükseltirken. Furkan ıslanmış olan elleriyle Cansu'nun ıslak olan saçına yapıştı. Cansu'nun canı fazlasıyla acıyordu. Yine de bunu ona belli etmemekte kararlıydı. Islanmış olan elini Furkan'ın ıslak olan saçlarına götürdü ve sertçe tutarak çekti.
"Evet, bir şey mi diyecektin?" dedi Cansu Furkan'a diklenerek.
Furkan burnunun dibinde olan Cansu'nun gözlerinin içine bakarak sustu. Cansu gözlerini ayırmadan bütün öfkeyle gözlerinin içine bakıyordu. Burnundan soluyarak sesini toplamayı denedi ve ağzından çıkanlara dikkat etmemişti. "Bir gün elimde kalacaksın diye çok korkuyorum!"
"Bana yaptığın iyilikleri öğrendiğimde ben sadece vicdanımla baş başa kaldım... Yoktun.. Kızmak için, bağırmak için ne de acısını çıkartmak için... Sadece yoktun.. Gerçek bu kadar basit ve bu kadar saçmaydı. O gün giderken yüzüme bakmayarak bana en büyük cezayı verdin. Bende yine her zaman ki gibi tutunduğum tek bir gerçeğe tutundum; aramızdaki o saçma OYUNA... Bir şeyleri ileride de olsa başlatacak sebebim vardı. Sadece bir umut..."
Cansu'nun düzensiz nefeslerini boynunda hissettiğinde kollarıyla onu sımsıkı sardı. "Bırakmayacağım. Sen bırak dedikçe ben daha sıkı sarılacağım." Konuşmaya zorlanırken derin bir nefes daha aldı. "Tam duygularımı bastırdığımı sandım. Sen çıkıp geldin. Tekrardan öfkelendin, Tekrardan gülümsedin ve dünyada milyarlarca insan varken.. Ben gittim ikinci kez yine sana âşık oldum."
Bildiğiniz tüm karanlık hikayeleri unutun. Burası kuyunun en dibi...
(+18) Şiddet, korku ve cinsellik içermektedir.
Sen benim tüm zerrelerime işleyen, kayıp yanım.
Zindanın arasından sızan umut ışığım.
Kavurucu sıcakta ki, gölgem.
Hayallerin yok oluşunun ortasındaki diriliş.
Kötülükten çıkabilecek tek iyilik.
Senin masumluğun, kirli bedenimi ayakta tutacak.
Varlığın umut bahşedecek, pervasızca yaşayan karanlık ruhuma.
Soğuk dokunuşlara indirgenecek, sıcak minik bedenin.
İyiliğin, kötülüğe zincir vuracak hassas noktasından.
Kahverenginin koyu cazip tonu, ebediyen mühürlenecek.
Zeytin gözler, tutsaklığın ihlalini benimseyecek.
Ve sigara dumanı; parmaklıklar arkasında hapis kalmanın ilkini yaşayarak, saygınca selamlayacak kendi arafını.
Elleri elinden sakince ayrıldı. Yavaş dokunuşlarla parmakları teninde yukarı kayıyordu. Hafif dokunuşları omzuna kadar ulaştığında nefesini düzenli tutmak için uğraştı. Dokunduğu her santimi yanıp geçiyor adeta alev alıyordu. Eli omzunu kavradığı sırada teninde hissettiği nefes; kulağının hemen yanındaydı. Kulağına değen dudaklar, zihnini sabit ve sakin tutmasında zorluk çekmesine sebep oluyordu. Yumuşak ses en aykırı tonda fısıldadı. "Papatya yangını."
Dudaklarını kulağına sürttü. Kesik nefes alışını duyuyordu. Duraksadı ve zehir misali havayı zorlukla ciğerlerine çekişini dinlerken gözleri şuursuzca kapandı. "Bu yangın seni de, beni de yok edecek papatya." Yutkundu. "Bu öyle bir yangın ki; bizi yok edecek. Ve ben bu yangında, sen varsan cayır cayır yanmaya razıyım. Senin olmadığın her yer bana papatya yangını."
Nefesini verirken hücrelerinin titreyişini dinledi. Sevgisinin en değerli kanıtını. Ensesindeki omurilik başlangıç kemiğinin üzerinde hissettiği sert aynı zamanda yumuşak dokunuş hafifçe irkilmesine sebep oldu. Aynı yerin biraz sağında hissettiği sıcak ten onun dudaklarıydı.