2. bölüm

1275 Kelimeler
Sezen... Ardımdan gelen tok ve kalın bir erkek sesi, yüzümde koca bir gülümseme bıraktı. Heyecanla arkama döndüm. Gelen kişi Şiyar'dı. Mavi gözlerim onun yeşil gözleriyle buluştu. Yanındaki kişiye kayınca, yüzümdeki gülümseme soldu. "Seni almaya geldim." "Neden? Ben kendim giderim." "Yolumun üstü zaten, seni de alıp öyle eve geçmek istedim." Şiyar, benim gözlerime bakarak konuşuyordu. Ama benim bakışlarım Anna'ya takılmıştı. Esmer, uzun boylu, çok güzel bir kızdı. "O da bizimle mi gelecek?" "Evet," dedi Şiyar. "Bugün hepinizle konuşmak istediklerim var. Anna hakkında." Ne olduğunu tahmin ediyordum ve bu benim canımı acıtıyordu. "Hadi, bin arabaya gidelim," dedi. Onlar önden yürüdü, ben de onları takip ettim. Siyah Volkswagen Passat model arabaya bindik ve bir saat süren yolculuktan sonra eve vardık. Üçümüz de arabadan indik. Anna, Şiyar'ın koluna girdi ve evin kapısına doğru yürüdük. Bize kapıyı evin çalışanı Mia açtı. "Wilkommen (hoş geldiniz)," dedi Mia. Onlar başını sallayarak içeri girdiler. Ben de "Danke, Mia (teşekkürler, Mia)," dedim ve içeri girdim. Montumu çıkardım ve koridordaki vestiyere astım. Salona girdik, herkes salondaydı. Yengem ayağa kalkıp Anna'ya, "Hoş geldin canım kızım," dedi. Anna, Türkiye'ye sık gidip geldiği için Türkçesi iyiydi. Diğer aile fertleriyle de selamlaştı ve amcamın yönlendirmesiyle yemek için masaya geçtik. ...Yemekler yenildi ve Şiyar hafif öksürerek söze başladı: "Biliyorsunuz ki Anna ile üç yıldır süren bir arkadaşlığımız var ve biz, sizin de izniniz olursa, bunun adını koymak istiyoruz." Amcam söze girdi: "Hayırlısı olsun oğul, siz nasıl isterseniz öyle olsun," dedi ve sözü Şiyar'a bıraktı. Şiyar'ın bakışları bendeydi ama benim bakışlarım o hariç her yerdeydi. "Biz bu hafta sonu söz yapmak istiyoruz. Anna'nın ailesi de burada olacak hafta sonu," dedi. Sanki nefes alamıyordum, boğazıma bir şey takılmıştı. Gözlerimin dolduğunu hissettim ve ellerim titriyordu. Ellerimi dizlerime yerleştirdim. Sonra bir el hissettim, ellerimin üzerinde. Bu Şahin'di. Ellerimi sıktı, "Ben yanındayım," der gibi. Herkes sevinirken, benim yüreğimde tarifi olmayan bir acı vardı. Şiyar benim ilk aşkımdı. Ben onunla açtım gözlerimi, onunla büyüdüm. Berfin'in, "Ay, ama bir hafta çok kısa, nasıl olacak? Ben sözde ne giyeceğim?" demesiyle herkes güldü ama ben gülemiyordum. Önümüze bırakılan tatlıya baktım. "İzniniz olursa, benim kalkmam lazım. Sizi de tebrik ederim," dedim ama sanki bu laflar boğazıma batıyordu. Masadan kalktım, dışarı çıktım. Soğuk hava yüzüme çarpıyordu ama içimdeki ateş soğumuyordu. Omuzuma bırakılan şalla irkildim. Bu Şahin'di. "Geçecek," dedi ve sustu ama o da biliyordu ki bu acı geçmeyecekti. "Geçer mi?" dedim. Sustu ve bana sarıldı. Başımı boynuna gömdüm ve sessizce ağladım. 1 hafta sonra... Evde büyük bir telaş vardı. Yengem ve evdeki çalışanlar hep bir koşuşturma içindeydi. Akşam, sevdiğim adamın sözü vardı ama benimle değil, başkasıyla. Odama geri çıktım. Birkaç dakika sonra çalan kapıyla içeri Şahin girdi ve elinde bir tabak çilekli pasta ile, "Bakıyorum da çilek kız hiç bu aralar çilekli pasta yemiyor," dedi ve elindeki pasta tabağıyla yatağıma oturdu. Hafif bir gülümseme yolladım. "Canım istemiyor," dedim. "Aaa, çok şaşırdım! Sen nasıl buna hayır dersin? Ama bak, bu sefer çileklere dokunmadım, senin için," dedi. Gözlerim doldu. Elindeki pastayı aldım ve kenara bıraktım. Boynuna sarıldım. "Seni çok seviyorum," dedim. Şahin hep bir kardeşten öteydi benim için. Birbirimizin tüm sırlarını bilirdik. Şiyar'a aşık olduğumu ilk kez Şahin'e söylemiştim ve her zamanki gibi dalga geçmişti benimle. Şahin saçlarımı okşadı. "Ben de seni seviyorum, çilek kız," dedi ve sonra, "Şey, sana bir konuda yalan söyledim," dedi. Geri çekilip yüzüne baktım. Şahin bana asla yalan söylemezdi. Merakla ona baktım. "Ben, ben dayanamadım ve çileklerden bir tane yedim," dedi. Yüzüne baktım. "Bakma ama öyle, tamam, iki tane yedim," dedi. Ben yine bakınca, "Valla, iki taneden fazla yemedim, bakma öyle, korkuyorum," dedi ve daha fazla dayanamadım, gülmeye başladım. Başta biraz şaşırsa da o da güldü. Onun ısrarıyla pastayı da yemiştik. Sözde bana getirdiği çilekleri de kendisi yemişti. ...Söze dakikalar vardı. Artık çağırdığımız davetliler gelmeye başlamıştı. Şahin yanıma gelerek, "Of, bu ne güzellik be," diyerek açık bıraktığım saçımdan çekti. Kaşımı çatarak, "Ne yapıyorsun?" dedim. "Nazara geleme diye çektim, çok güzelsin," dediğinde güldüm. Ve kapıdan içeri Anna ve Şiyar girdi, el ele. Yüzümdeki gülüş soldu. Şiyar'ın gözleri beni buldu, benim gözlerim de onun gözlerini buldu. Bu sefer çekmedim bakışlarımı. "Hiç mi görmedin sana olan sevdamı?" der gibi baktım. Ama artık her şey boştu. O, hayatındaki kişiyi seçmişti. Onlar yanımdan geçti ve ben daha fazla dengemi sağlayamadım, sarsıldım. Şahin bunu fark etti ve kolumu tuttu. "İyi misin?" dedi. Başımı hayır anlamında salladım. Ben ona bakmaya kıyamazken, o şimdi başkasının elini tutmuş ve başkasının gözlerine gülümseyerek bakıyordu. "Biraz nefes almak istiyorum," dedim. Şahin koluma girdi ve dışarı çıktık. Biraz hava aldıktan sonra Şahin'e, "Yalnız kalmak istiyorum," dedim. Ama Şahin benimle kalmak istedi. Ne kadar ısrar etse de izin vermedim. Ne olursa olsun Şiyar onun abisiydi, böyle bir günde abisini yalnız bırakamazdı. Şahin içeri girdi. Ben biraz evden uzaklaşmak istedim. Yokluğumu kimse fark bile etmeyecekti. Evin hemen ilerisindeki parkta oturdum. Hava çok soğuktu ama neden içimdeki ateş dinmiyordu? Tüm anılar gözümün önünden geçip gitti. Ben şimdi nasıl dayanacaktım onu başkasıyla görmeye? Epey zaman geçmişti buraya gelmemin üzerinden. Kolumdaki saate baktım, neredeyse söz merasimi bitmek üzereydi. Ayağa kalktım ve ne kadar istemesem de hızlı adımlarla yürüdüm. Sağ tarafa dönmemle bir bedene çarptım. Dengemi kaybettim ve tam düşecekken çarptığım kişi beni tuttu. Onun arkasındaki sokak lambasından sızan ışık, tam yüzüme düşüyordu ve onu görmemi engelliyordu. Ama o, benim yüzüme düşen ışıktan dolayı beni net bir şekilde görüyordu. Hareket dahi etmeden bana bakıyordu. Sıkı sıkıya tuttuğu belimi daha da çok sıkıyordu. Bu yutkunmama neden oldu. Burnuma dolan kokusu, gözlerimi kapatmama neden oldu. Sanki bu kokuyu daha önceden tanıyordum. Şiyar aklıma gelince birden gözlerimi açtım ve toparlandım. Onu arkada bırakarak, "Verzeihung (pardon)," diyerek hızla eve doğru koştum. Kapıyı çaldım ve kapıyı Mia açtı. Teşekkür ederek içeri girdim. Söz çoktan kesilmişti, tatlılar ikram edilmiş, aileler sohbet ediyordu. Anna ve Şiyar yoktu. Arka bahçeye geçtim, en sevdiğim yerdi burası. Koltuğa geçip oturdum. Kısa bir süre sonra yanıma biri oturdu. Onu kokusundan tanıdım, Şiyar'dı. "Seni hiç gece boyunca göremedim," dedi. "Ben hep olduğum yerdeydim, sen görmedin," dedim. Söylediğim şeyi anladı mı bilmiyorum. Şiyar beni hiç görmemişti, benim ona olan aşkımı hiç görmedi, anlamadı belki de görmek istemedi. "Mutluluklar dilerim, abi," dedim ama "abi" kelimesi canımı çok yaktı. Şiyar benden beş yaş büyüktü ama ben ona hep Şiyar derdim. Yengem çoğu zaman kızardı, "abi" demediğim için. Bu söylediğim Şiyar'ı şaşırttı ve "Anlamadım," dedi. "Seni tebrik ederim, abi. Anna gerçekten çok güzel ve bilgili bir kız. Umarım çok mutlu olursun," diyerek ayağa kalktım ve içeri doğru yürüdüm. Arkama ne kadar bakmak istemesem de dayanamadım ve baktım. O ise olduğu yerde oturuyordu, başını eğmiş, yaktığı sigaradan içiyordu. İçeri girdiğimde Anna, onlar için hazırlanan masada oturuyordu. Birkaç dakika sonra Şiyar da Anna'nın yanına geçti. Gelen davetliler artık kalkıyordu, biz de bize kalmıştık. Birden kapı çaldı ve Mia açtı. İçeriye başında kask olan bir adam girdi, elinde bir paket vardı. Herkes gelen adama bakıyordu. Ben de baktım ve adam birden kutuyu kaldırdı ve altından tuttuğu silahını Şiyar'a doğru uzattı. "Sana Dıjvar Ağa'nın selamı var ve gelemediği için hediyesini gönderdi. Biraz geç oldu, kusuruma bakmasın," dedi. Herkes şok içinde adama bakarken, ben iliklerime kadar korku hissettim. Ve adam elindeki silahı Şiyar'a sıktı. Anna çığlık atarak uzaklaştı. Ben nasıl oldu bilmiyorum ama Şiyar'a doğru koştum. Ama geç kalmıştım. Şiyar göğsünden vurulmuştu. Üzerindeki beyaz gömlek kanlar içinde kalmıştı. Ben tam önünde durdum. Şiyar sarsıldı ve bir silah sesi daha duyuldu. Kolumda çok şiddetli bir acı vardı ama ben bunu umursamadım bile. Şiyar'ın göğsünden akan kan, aklımı kaybetmeme neden oluyordu. Ona sarıldım ve Şiyar elini omuzuma bıraktı. Gözlerinde acı vardı. Sonra üzerime yığılan bedeni, onun kanı benim üzerime bulaştı. Onunla birlikte ben de yere düştüm. Sadece duyduğum tek şey çığlık sesleri ve "Ambulans çağırın!" Ağzımdan çıkan tek şey, "Ne olur, ölme!" Ardı arkası kesilmeyen gözyaşlarım... Gözlerim karardı ve başımın Şiyar'ın göğsüne düştüğünü biliyorum. Sonrası yok... Koca bir karanlık...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE